CHATKENT PLATFORM

ChaTKenT Dostluk ve Paylaşım Platformu'na Hoşgeldiniz!
ChaTKenT'e Hoşgeldin,Ziyaretçi! Kullanıcı Adı:
1 Dakikanı Ayırarak Forumumuza Kayıt Olabilirsin! Şifre :
CHATKENT PLATFORM


ChaTKenT Forum'a Hoşgeldiniz... Giriş Yapmadınız Ya Da ChaTKenT Ailesinin Üyesi Değilsiniz...
Aramıza Katılmak için Lütfen BURAYA Tıklayarak Ücretsiz Üye Olunuz.


ChaTKenT Dostluk ve Paylaşım Platformu'na Hoşgeldiniz!



Konu Bilgileri
Konu Başlığı
Atatürk Köşesi - Atatürk'ün Yaptığı Yenilikler
Konudaki Cevap Sayısı
3
Konuyu Başlatan Üye
LoNqInG
Görüntülenme Sayısı
50


Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 
Normal Mod | Çizgisel Mod
Atatürk Köşesi - Atatürk'ün Yaptığı Yenilikler
LoNqInG
ChaTKenT Upload Team
Super Moderators
*****




TAKIMI
Besiktas
Bilgiler
Uye No: 88
Katılım: Feb 2008
Grup: Super Moderators
Mesajlar: 3,302
Statü: Çevrimdışı
Karizma Bilgileri
Rep Ver :
Rep Puani : 51
Ruh Halim :Asik
Açtigi Toplam Konu: 2532
Mesaj: #1
Atatürk Köşesi - Atatürk'ün Yaptığı Yenilikler

Atatürk'ün Yaptığı Yenilikler

Atatürk’ün ilke vegerçekleştirmiş olduğu devrimleri Atatürkçü düşünce sistemi içerisindeinceleyebiliriz. Atatürkçülük: Esasları Atatürk tarafından belirlenen;devlet hayatına, fikir hayatına, ekonomik hayata, toplumun temelkurumlarına, devletin rejimi ve işleyişine ilişkin gerçekçi fikirlereve ilkelere Atatürkçülük denir. Atatürkçülük;Türk milletinin,bu gün vegelecekte tam bağımsızlığa, huzur ve refaha sahip olması, devletinmillet egemenliği esasına dayandırılması, aklın ve biliminrehberliğinde, Türk kültürünün çağdaş uygarlık düzeyi üzerineçıkarılması amacını hedef alır (İlköğretim Atatürkçülük ve İnkılapTarihi 8.Sınıf Ders Kitabı).

Türkiye Cumhuriyeti’nin güçlenmesi ve gelişmesi Türkiye Cumhuriyetininher türlü tehlikeye karşı korunabilmesi için Atatürkçülüğün bilinmesive bunun hayata geçirilmesi gerekir. Çünkü Türkiye Cumhuriyetinintemeli Atatürkçü düşünce sistemidir. Atatürk’ün 6 tane ilkesibulunmaktadır. Bunlar:



1. Cumhuriyetçilik: Cumhuriyet halkınyönetime katılması ve milli iradenin egemenliğidir. Atatürk’ündeyimiyle; “Cumhuriyet rejimi demek demokrasi sistemiyle devlet şeklidemektir.”

2. Milliyetçilik: Milli birlik veberaberlik anlamına gelmektedir. Atatürk milliyetçiliğinde ırkçılıkyoktur. Atatürk milliyetçiliği ülke birliği ve ortak geçmiş ve geleceğiöngörmektedir.

3. Halkçılık: Cumhuriyetçiliğin ve milliyetçiliğin doğal bir sonucudur. Halkçılık herkesin kanun önünde eşit olmasını öngörmektedir.

4. Laiklik: Din ve devlet işlerininayrıldığını öngören laiklik din ve vicdan özgürlüğüdür. Temel bir ilkeolan laiklik akıl ve bilimi esas alır.

5. Devletçilik: Ekonomik , kültürel vesosyal kalkınmada devlete düşen görevleri belirlemek için Atatürk’ünkoyduğu temel ilkelerden biridir. Bu ilkenin amacı Türk toplumunuçağdaş uygarlık refah düzeyine yükseltmektir.

6. İnkılapçılık: Yenilik değişiklik veçağdaşlık demektir. Atatürkçülüğün inkılap anlayışı eskiyi, kötüyükaldırıp yerine yeniyi, iyiyi ve güzeli koymaktır. Bu anlayış, sürekliolarak çağdaşlaşmayı kapsar.

Atatürk’ün ilkelerini incelediğimizde bunların bazı ortaközelliklerinin olduğunu gözlemleriz. Bunları kısaca açıklamak gerekirseşu sonuç ortaya çıkar. Atatürk ilkeleri toplum ihtiyacından doğmuş aklave mantığa dayanır. Türk toplumunda bu ilkeler hem sözle söylenmiş hemde pratikte uygulanmıştır. Bu ilkeler günümüzde etkinliklerini koruyabilmişse bu, ilkelerin toplum tarafından benimsendiğinin birgöstergesidir. Bu ilkeler bir bütündür. Yani bir vücudu oluşturanazalar gibidir ve bölünemezler. Atatürk ilkelerini bütünleyen ilkelerdebulunmaktadır. Bunlar :

a) Milli egemenlik

b) Milli birlik ve beraberlik

c) Akılcılık ve bilimsellik

d) Çağdaşlılık ve batılılaşma

e) İnsanlık ve insan sevgisi

f) Özgürlük ve bağımsızlık

g) Yurttta sulh cihanda sulh


Bu ilkelerin hepsi de farklı olmasına rağmen hepsinin temelinde yenilikçi bir anlayış yatmaktadır.

Atatürk toplum hayatını düzenlemek ve ilerlemeyi sağlamış olan batıdevletlerine ayak uydurabilmek için bazı devrimler gerçekleştirmiştir.Bu devrimler şunlardır:

1. Siyasal Alanda Yapılan Devrimler:Atatürk toplum hayatını kemiren monarşik yönetimi kaldırmak ile siyasalalandaki ilk devrimini yapmıştır yani cumhuriyeti ilan etmiştir. Bunugerçekleştirmek için önce saltanatı kaldırmıştır. Bu devrimler sosyalhayatı derinden etkilemiştir ve toplum kabuk değiştirmiştir. Dinhayatını devletten çekmek için ise halifeliği kaldırmıştır. Bu da laikbir hayatın başlangıcı olmuştur ki eğitim için çok önemli bir değişimolmuştur. Halifeliğin kaldırılması ile laiklik konusunda büyük bir adımatılmıştır.

2. Toplumsal devrimler : Toplumsal yapıunsurlarının bir çoğunda yapılmıştır. Asıl toplumun tabanına inen yaniteferruat sayacağımız devrimler olmuş. Kılık kıyafetten soyadıkanununa, ölçü, saat ve takvim gibi hayatın birçok alanıyla ilgilidir.Toplum zor da olsa bu devrimlere ayak uydurmuş ve çektiği zorluklarınmükafatını ileriki zamanlarda almıştır.

3. Hukuk Devrimi: Mecelle kaldırılmışve Türk medeni kanunu getirilmiş. Aile hayatından siyasi haklara,eğitimden özel haklara bir çok yönüyle modernleşmenin önü açılmıştır.Ayrıca laikliğin hukuk düzenine uygulanması da gerçekleşmiştir.

4. Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler:Yozlaşmış kurumlardan biri olan medreseler kapatılmış, öğretimbirleştirilmiş(tevhid-i tedrisat kanunu), yeni Türk harfleri kabuledilmiş, yüksek öğretimler kurumları düzenlenmiştir. AtatürkOsmanlıdaki eğitim sistemini toplumun ihtiyaçlarına cevap veremeyeceğigörüşündedir. Bu nedenle modern eğitim sisteminin oluşturulmasına kararvermiştir. Bu konuda Arap alfabesinin kaldırılması ile eğitimdemodernleşme hareketleri hız kazanmıştır.

5. Ekonomik Alandaki Devrimler: Aşargibi köylüyü ezen vergiler kaldırılmış. Çiftçi üretim için teşvikedildi. Teşviki sanayi kanunu ile sanayi alanında çalışmalarbaşlatılmıştır. I – II kalkınma planları uygulanmıştır. Sanayi alanındagerekli değişimler yapılmıştır.


ATATÜRKÜN EĞİTİM FELSEFESİ

Atatürk’ün eğitim politikası kendi zamanının diğer devletpolitikalarından farklıydı. O tarihlerde ülkeler kendi eğitimpolitikalarını yani eğitim felsefelerini oluştururken mensubu olduklarıunsurları eğitim sisteminin içine koyuyorlardı. Örneğin faşist İtalyakendi eğitim politikasını kendi devlet yapısına göre şekillendiriyordu.Aynı şekilde totaliter devletlerde eğitim politikalarını oluştururken“din” faktörünü temel esas olarak almışlardır. Yani bütün eğitimpolitikalarını tek bir unsur üzerine inşa ediyorlardı. Bunun örneğiniOsmanlı İmparatorluğunda görmekteyiz. Atatürk bütün bunları görmüş veeğitimin felsefi manada “monist” yani “tekçi” olmamasının gerektiğinibelirterek yeni Türk eğitiminin temelini atarken eğitimin birden fazlaunsuru kapsamasına özen göstermiş ve Türk eğitim felsefesinin temelinebilimi, akılı ve fenni koymuştur. Bu da bize Atatürkçülüğün katı birdoktrin olmadığını gösteriyor.

Atatürkçü düşünce sistemi eğitimde; “yaşamda en gerçek yol göstericininbilim olduğu”nu esas alır. Paradigma piramitlerinin üst üste bindiği vebilişim toplumu yolunda ilerleyen bir dünyada, bundan daha azı kabuledilemez. Bunu kavraması ve öğrencilerine kavratması gerekenöğretmendir.

Atatürk eğitim için yön belirlerken Osmanlıdan devraldığı mirası gözönünde bulundurmuştur. Yeni eğitim sisteminin bu miras üzerinekurulamayacağını çok iyi biliyordu ve yapmış olduğu devrimlerle eğitimeyön vermiştir. Çünkü Osmanlı imparatorluğunun eğitim sistemi gelenekseldediğimiz totaliter bir biçimdeydi. Son zamanlarda yenileşmehareketlerinin etkisiyle de eğitim alanında yenilikler olmuştur. Yeniokulların kurulması ile beraber geleneksel eğitim ile yenilikçi okullarberaber eğitim vermeye başlamış ancak buda eğitimde ikiliklerinolmasına sebep olmuştur. Osmanlı imparatorluğundaki eğitim sistemininaksayan bir diğer yanı da eğitimde karma sistemin olmaması idi yanierkekler okuma yazma öğrenirken kızlara bu hak pek fazlaverilmemekteydi. Osmanlı imparatorluğu yıkılırken hakkın %90 ı okumayazma bilmiyordu.

Atatürk eğitim politikasını oluştururken akıl ve bilimi esas almıştır.Bunu yaparken de batılılaşmayı hedef olarak görmüştür. Asıl hedef isemuasır medeniyetler seviyesine çıkmaktır.
Maarifimizin böyle kötü şartlar içinde bulunduğu bir sıradaYunanlılarla harp devam etmekte. Sakarya’da savunma hazırlıklarısürdürülmektedir. Maarifin Milli Mücadele kadar önemli olduğunubelirten Mustafa Kemal Paşa 15 Temmuz 1921’de Ankara’da MaarifKongresi’nin toplanmasını istedi ve kongrede yaptığı konuşmada; “Biziyaşatmak istemeyenlere karşı, yaşamak hakkımızı savunmak üzere toplananTBMM burada, Ankara’da kuruldu. Bugün Ankara Millî Türkiye’nin MillîMaarifini kuracak kongrenin açılmasına da sahne olmakla bir dahaşereflenecektir. Şimdiye kadar takip edilen talim ve tahsil ve terbiyeusullerinin milletimizi tarihi tedenniyatında (gerilemesinde) en mühimbir âmil olduğu kanaatindeyim. Onun için bir millî terbiye programındanbahsederken, eski devrin hurafatından ve evsafı fıtriyemize (millibünyemize) hiçte münasebeti olmayan yabancı fikirlerden, şarktan vegarptan gelebilen bilcümle tesirlerden uzak, seciye-i milliye vetarihiyemizle mütenasip bir kültür kastediyorum. Çünkü millî dehamızıntam olarak gelişmesi böyle bir kültür ile temin olunabilir”[2]

Bu görüşü ile Atatürk geleneksel eğitimin yenilenen Türk toplumunun ihtiyaçlarını gidermekte yetersiz kaldığını belirtmiştir.

Atatürk ulusal eğitimin yaygınlaşması için; eğitime ve öğretmenlere çokişin düştüğünü belirterek 24 Mart 1923 günü Kütahya lisesinde yaptığıkonuşmada şunları söylemiştir: “Toplumumuzu gerçeğe ve mutluluğaeriştirmek için iki orduya gerek vardır. Biri, vatanın hayatınıkurtaran asker ordusu, diğeri ulusun geleceğini yoğuran irfan ordusu“[3]

Eğitimin temel görevinin devletin varlığını sürdürmek olduğunu bilenAtatürk, 27 Ekim 1922 günü yaptığı konuşmada “çocuklarımıza vegençlerimize vereceğimiz öğrenimin sınırı ne olursa olsun onlara temelolarak şunları öğreteceğiz: 1) Ulusuna 2) Türkiye devletine 3) Türkiyebüyük millet meclisine düşman olanlarla savaşma gereği”[4]


Büyük eğitimci ve devlet adamı olan Atatürk ün eğitim ve eğitimciyeverdiği önemden sonra Türk eğitim modelinin geliştirilmesinde dikkatealınması gereken temel ilkeler vardır. Bu ilkeler incelendiğindegörülecektir ki Atatürk ün eğitimle ilgili düşünce ve görüşleri bugünden daha moderndir. Eğitimde bize yol gösteren ilkeler şunlardır:

1. Eğitimimiz ulusal olmalıdır.

2. Eğitimimiz bilimsel olmalıdır.

3. Eğitimimiz uygulamalı olmalıdır.

4. Eğitimimiz karma olmalıdır.

5. Eğitimimiz laik olmalıdır.


Tabi bu ilkeler günümüzde uygulananım derecesi nedir o tartışılır. Ancak Türk eğitim

sistemimizin daha ileri olması için bu ilkelerin uygulanması gerektiği söylenebilir.

Atatürk’ün eğitim felsefesini inceledikten sonra günümüzde eğitimcumhuriyetten sonra değişimlere uğramıştır. Cumhuriyetten sonra gelenhükümetler hep kendi zihniyetlerine uygun eğitim politikalarınıoluşturmuştur. Bu da Türkiye cumhuriyetinde bir eğitim karmaşasınasebep olmuştur. Yani her gelen ya bir şey almış veya bir şey koymuştur.Türk eğitim felsefesinin yukarıda saydığımız eğitim ilkelerine uygunolması gerektiğine inanıyorum çünkü bu ilkeler bizi muasır medeniyetlerseviyesine çıkaracaktır. Ancak günümüzde yeni hükümet AKP hükümetibirazda olsa eğitimin kalitesini artırmak için bir şeyler yapmayaçalışmaktadır ancak bunlar yeterli değildir. Son dönemlerde eğitimeayrılan bütçenin savunma bütçesinden fazla olması gibi bir uygulamaönemli ve olumlu bir uygulamadır. Son dönem Osmanlı imparatorluğundaolduğu gibi hala kızların okullu olmaması gibi bir uygulama az da olsakırsal kesim dediğimiz bölgelerde hala devam etmektedir. Bunu aşmakiçin devletin haydi kızlar okula kampanyası dikkate şayan biruygulamadır. Bundan başka devletin halen uygulamakta olduğu eğitime%100 destek kampanyası da eğitim için çok önemli bir uygulamadır. Bukonuda biz halk, aydın, ve işçi, memur, v.b. herkese düşen görevlerinolduğunun daima bilincinde olmamız gerektiğine inanmaktayım. Onun için;devletimizin eğitim için yaptıklarını sonuna kadar desteklemeliyiz veelimizden gelen her şeyi ortaya koymalıyız. Çünkü; çocuklar bizimçocuklarımız, okullar bizim okullarımız, kısacası devlet bizimdevletimizdir. Özellikle ülkemizde hala devam etmekte olan kızlarınokula gönderilmemesi gibi çağdışı uygulamaların önüne geçmek için hepberaber el ele vererek çalışmalıyız.


MİLLİ EĞİTİM


Eğitim, bir insanın kabiliyet ve davranışlarını geliştirmek, toplumuniyi değerlerini benimsetmek için yapılan işler ve uygulanan yollardır.Millî eğitim, bir milletin genç nesillerini o milletin maddî ve manevideğerlerinin gösterdiği hedefler içinde, ideal insan tipi olarak,yönlendirme ve yetiştirmedir. Eğitimin konusu insandır. Eğitime önemveren toplumlar, huzur ve kalkınma için gereken en önemli yatırımıyapmış sayılırlar. İyi bir vatandaş, ancak iyi bir eğitim sayesindeyetiştirilebilir.

Eğitimde geri kalan toplumlar, gelişme ve ilerleme süreciniyakalayamazlar. Ailede başlayan eğitim, okullarda devam eder ve insanhayatının her dönemini kapsar. Eğitim, bir ülkede millî birlik veberaberliğin sağlanmasında en önemli unsurdur. Ülke kalkınması, ancakeğitimde birlik sağlanması ile gerçekleştirilebilir.

Her yenileşme hareketinin başarısı, eğitim alanındaki başarıyabağlıdır. Kalkınmanın, akıl ve bilimin önderliğinde gerçekleşeceğineinanan Atatürk, millî eğitime büyük önem vermiştir.

Hiçbir devlet kurucusu Atatürk kadar eğitime önem vermemiştir. Atatürkbir sözünde "Maarif vekili olarak, millî irfanı yükseltmeye çalışmak enbüyük emelimdir." demiştir. Başka bir konuşmasında "Eğitimdir ki birmilleti ya hür, müstakil, şanlı, âli bir heyeti içtimaiye hâlindeyaşatır veya bir milleti esaret ve sefalete terk eder." diyerek eğitimeverdiği önemi dile getirmiştir.

Memleket sorunlarının çözümü ancak iyi bir eğitimle mümkündür. Eğitimve öğretimdeki gelişme düzeyi bir toplumun kalkınmışlığının aynasıdır.
Eğitim, çağdaş ve millî değerlere bağlı olmalıdır. Millî değerlerdenyoksun bir eğitim, millî birlik ve beraberliğin kurulmasınızorlaştırır. Geri kalmışlık zincirini kırmak, Atatürk'ün gösterdiğihedefler doğrultusunda çağdaş ve tarihini unutmayan nesilleryetiştirmekle mümkün olur.

Atatürk, eğitimin yabancı fikirlerden, etkilerden uzak ve millîdeğerlerimize uygun olmasını istemiştir. Bu konuyu "Bugüne kadarizlenen eğitim ve öğretim yöntemlerinin milletimizin tarihselgerilemesinde en önemli etken olduğu kanısındayım. Onun için ulusal bireğitim programından söz ederken eski devrin boş inançlarından,toplumsal yapımızla hiç de ilgisi olmayan yabancı fikirlerden, doğudanve batıdan gelebilen tüm etkilerden tamamen uzak, ulusalözelliklerimizle ve tarihimizle uyuşabilen bir kültür kastediyorum."sözleriyle belirtmiştir.

Eğitimin çağdaş ve bilimsel olması gerektiği konusunda ise şunlarısöylemiştir: "Evet, milletimizin siyasal ve toplumsal hayatında,milletimizin zihinsel eğitiminde de rehberimiz ilim ve fen olacaktır.Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki Türkmilleti, Türk sanatı, ekonomisi, Türk şiir ve edebiyatı bütüngüzellikleriyle gelişir. Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızıdüşünemeyiz. Yurdumuzu bir çember içine alıp dünya ile ilişkisizyaşayamayız. Tersine, gelişmiş ve yükselmiş bir ulus olarak uygarlıkalanı üzerinde yaşayacağız. Bu yaşam ancak bilimle, teknikle olur.Bilim ve teknik nerede ise oradan alacağız ve her yurttaşın kafasınakoyacağız. Bilim ve teknik için sınır ve koşul yoktur." Eğitimdekalkınma bir milletin topyekün kalkınması demektir.

Atatürk, Kütahya ilimize yaptığı bir gezide öğretmenlere "Memleketimizi,
toplumumuzu gerçek hedefe, mutluluğa eriştirmek için iki orduya ihtiyaçvardır. Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri milletingeleceğini yoğuran irfan ordusu. Bu iki ordunun ikisi de hayatîdir. Birmillet savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin,o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuna bağlıdır."diye seslenerek eğitimin bir milletin hayatındaki önemini belirtmiştir.

Bir devlet, eğitim çağındaki kuşaklara, iyi ve kötüyü, kalkınmayı,millî birlik ve beraberlik ülküsünü ancak eğitimle verebilir. Eğitimineönem vermeyen milletlerin kalkınmaları mümkün değildir.

Genç kuşaklar, güçlü bir millî eğitimle, gerektiğinde millî menfaatlerkonusunda kendi çıkarlarını hiçe sayan, her türlü fedakârlığı yapmayahazır bir ruhla yetiştirilmelidir.


TEVHİD-İ TEDRİSAT KANUNU VE MEDRESELERİN KALDIRILMASI



Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde, diğer kurumlar gibi eğitimkurumları da büyük bir çöküntü içinde idi. Osmanlı Devleti'ndeki eğitimkurumları olan medreseler, Kuruluş ve Yükseliş dönemlerinde gerekeğitim kadrosu, gerekse programları bakımından çok ileri birseviyedeydi.
Fakat 17. yüzyıldan itibaren, devletin diğer kurumlarındaki gerilemeye paralel olarak eğitim kurumları da geriledi.

Devletin yıkılışını önlemek amacıyla yapılmaya başlanan yeniliklerçerçevesinde, eğitim kurumları da yeniden düzenlendi. 18. yüzyılınsonlarında ordunun subay, teknik eleman ve doktor ihtiyacını karşılamaküzere, çağın gereklerine uygun okulların açılmasına başlandı. TanzimatDönemi'nde, askerî okullardan başka, Avrupa'dakilere benzer moderneğitim kurumları açıldı. Medrese ve modern devlet okulları dışında,kendi dillerinde eğitim yapan azınlık ve yabancı okulları da vardı. Buokullarda okutulan farklı dersler sebebiyle ayrı duygu ve düşünce,değişik kültür ve davranışa sahip insanlar yetişti. Bu uygulama, ülkedemillî kültürün gelişmesine büyük ölçüde engel olmaktaydı. Bu sebeplemillî bir kültür oluşturulamıyordu.

Kurtuluş Savaşı'nın amacı millî birliğin sağlanması ve çağdaşlaşmaolduğu için, Osmanlı eğitim sistemi devam ettirilemezdi. Daha KurtuluşSavaşı yıllarında Mustafa Kemal, eğitim konusunda da çalışmalarabaşlamıştı. 16 Temmuz 1921'de yaptığı bir konuşmada millî kültürünönemi ve gerekliliğinden bahsederek, eğitim ve kültür konusundakibölünmüşlüğün kaldırılmasını savundu. Osmanlı Devleti'nde var olan,mektep-medrese ayrımının kaldırılacağını söyledi. Eğitiminyaygınlaştırılarak bilgisizliğin yok edilmesi gerektiğini vurguladı.

Büyük zaferden sonra çağdaş bir eğitim sisteminin kurulması içindüşündüklerini uygulamaya koydu. Bu amaçla Türkiye Büyük MilletMeclisi'nde 3 Mart 1924'te Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunukabul edildi. Bu kanunla, medreseler kaldırıldı ve Türkiye Cumhuriyetisınırlan içindeki bütün okullar, Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlandı.Böylece eğitim kurumlarının bir çatı altında toplanması ve eğitiminmillî bir nitelik kazanması sağlandı.

2 Mart 1926'da maarif teşkilâtı hakkındaki kanun kabul edildi. Bukanunla lâik eğitime uygun, ilk ve ortaöğretim programlan belirlendi.Eğitim hizmetleri, modern bir hâle getirildi. Bundan sonra millî velâik eğitimi yaygınlaştırmak için, hızla ilkokullar, ortaokullar,liseler ve yüksek okullar açıldı. Bunların yanı sıra meslek okulları daaçıldı. İlkokul zorunlu hâle getirildi.

Eğitim ve öğretimde çağdaş ülkeler seviyesine çıkmak için yeniprogramlar geliştirildi. Atatürk, Türkiye'de millî eğitiminkuruculuğunu da yapmış oldu.


YENİ TÜRK HARFLERİN KABULÜ

Cumhuriyet Dönemi'nin en önemli inkılâplarından birisi de Harf İnkılâbı'dır.
Türkler, tarih boyunca değişik alfabeler kullanmışlardır. Türklerinkullandığı ilk alfabe, Göktürk Alfabesi'dir. Bu alfabe aynı zamanda ilkmillî alfabemizdir. Bundan sonra Uygur Türkleri kendilerine mahsus biralfabe kullandılar. İslâmiyet'in kabulünden sonra Arap Alfabesikullanılmaya başlandı. Arap harfleri, Türk Dili için uygun değildi.

İlerlemenin önündeki en büyük engel cehaletti. Milleti bu durumdankurtarmaya kararlı olan Mustafa Kemal, kurtuluşun yolunu da şu sözü ilegösterdi: "Büyük Türk milleti, cehaletten az emekle kısa yoldan ancak;kendi güzel ve asil diline kolay uyan böyle bir vasıta ilesıyrılabilir. Bu okuma yazma anahtarı ancak Lâtin esasından alınan Türkalfabesidir."

Okur-yazarlığı yaymak ve cehaleti kısa zamanda gidermek için,Atatürk'ün emriyle bir komisyon kurulup yeni Türk alfabesi hazırlandı.Harf İnkılâbı'nın ilk müjdesini Mustafa Kemal 8 Ağustos 1928'de,İstanbul'daki Sarayburnu Parkı'nda halka şöyle duyurdu: "Arkadaşlar,bizim güzel ahenkli zengin dilimiz yeni Türk harfleri ile kendinigösterecektir. ... Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmelidir. Vatandaşa,kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu vatanperverlik vemilliyetperverlik vazifesi biliniz. Bu vazifeyi yaparken düşününüz kibir milletin, bir toplumun yüzde onu okuma yazma bilir, yüzde seksenibilmezse, bundan insan olanlar utanmalıdır."

Bundan sonra yeni Türk harflerinin yaygınlaştırılması için birseferberlik başlatıldı. Başöğretmen Atatürk, yurt seyahatine çıkıp,kara tahta başında yeni Türk harflerini vatandaşlara öğretti. Ankara'datoplanan öğretmenler birliği kongresinde, öğretmenler, Atatürk'ünaçtığı bu yeni yolda sabırla çalışacaklarına ant içtiler. Üç ay gibikısa bir zamanda inkılâp gerçekleşti,

1 Kasım 1928'de, yeni Türk harflerinin kabulüne ilişkin kanun, TürkiyeBüyük Millet Meclisi tarafından kabul edildi. Kanunun kabuledilmesinden sonra geniş halk kitlelerine okuma yazma öğretmek üzere"Millet Mektepleri" açıldı.

Atatürk, Millet Mektepleri Başöğretmeni ilân edildi (24 Kasım 1928).
Böylece, eğitim ve kültür hayatımızda yeni bir dönem başlamış oldu

İleti konusu: Atatürk'ün Devrimleri


DİL DEVRİMİ


Dil, milli yapıyı oluşturan, sağlamlaştıran ortak bağdır. Atatürk, TürkDilini kendi milli asil benliğine kavuşturmayı ve kendi benliği içindezenginleştirerek büyük bir kültür dili haline getirmeyi, 12 Temmuz 1932tarihinde Türk Dili Tetkik Cemiyeti'ni (Türk Dil Kurumu) kurarakgerçekleştirmeye çalışmıştır. Tarih anlayışında olduğu gibi, millikültürümüzün temeli olan dilde de millileşmek bir zorunluluktu.Atatürk, dildeki bağımsızlığı siyasi bağımsızlığın bir parçasısayıyordu.

Dil devrimi, Türk Devrimi'nin temel prensiplerine de uygun olarak dildemillileştirme ve bu akıma güç kazandırma devrimidir. Atatürk, Türk DiliTetkik Cemiyetini kurduğu 1932 yılında TBMM'ni açış konuşmasında;"Milli kültürün her çığırda açılarak yükselmesini Türk Cumhuriyeti'nintemel dileği olarak temin edeceğiz. Türk dilinin, kendi benliğine,aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devletteşkilatımızın, dikkatli, alakalı olmasını isteriz", sözü ile, dildekigelişme ve sadeleşmeyi sadece toplumda bir akım olarak değil, yasama veyürütme organına da, düşen bir görev olarak göstermiştir.
Atatürk'ün 1932 yılında başlattığı dil devrimi çalışmalarına, millikültür politikasının gerekli kıldığı bir anlayışla eğilmiştir. TürkiyeCumhuriyeti'nin devlet felsefesinin temelinde, Türk toplumunu çağdaşmedeniyet seviyesinin ön safına çıkarma amacı yer aldığına göre,dilimizin de uzun vadede böyle bir medeniyet seviyesinin gereklikıldığı bütün kelime, kavram ve terimleri karşılayabilecek bir kültürdili durumuna getirilmesi gerekiyordu. Atatürk'ün çabaları ile,Türkçe'nin bütün sorunları bir bütün olarak düşünülmüş, sistemli birşekilde başarılı çözümlere ulaştırılmaya çalışılmıştır.



SALTANATIN KALDIRILMASI


Mudanya Mütarekesi'nden sonra, Lozan Barış Konferansı için hazırlıklarbaşlayınca, Osmanlı Hükümeti, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetiyanında konferansa katılmak arzusunda olduğunu bildirdi. İtilafDevletleri'nin, hala İstanbul'da bir hükümet tanımak ve onu da Türkiyeile birlikte konferansa çağırmak istemeleri ve bu hükümetin de,delegeleri beraberce seçmek için Büyük Millet Meclisi'ne başvurması,Mustafa Kemal Paşa'yı harekete geçirdi.

Sadrazamı Tevfik Paşa'nın barış konferansında görüş ve sözbirliği,Büyük Millet Meclisi Başkanlığına çektiği telgraf, Mecliste tepkiylekarşılandı. Gerek Mustafa Kemal Paşa'nın, 24 Nisan 1920 tarihliönergesinde ve gerekse 20 Ocak 1921 tarihli Anayasada egemenliğinmillette olduğu ilan edilmişti.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ve pek çok milletvekilinin ortak teklifi30 Ekim 1922 günü TBMM'de görüşülmeye başlandı. Önergede Saltanatınkaldırıldığı belirtiliyordu. Saltanatla birleşmiş olan "halifelik" iseondan ayrılacaktı. Ateşli görüşmeler sırasında şu düşüncelerin MeclisGenel Kuruluna hakim olduğu görüldü: Saltanat, Halifelikten ayrılsın vekaldırılsın. Halifeyi biz seçelim; -Saltanat ve Halifelik birbirindenayrılamaz. Bu nedenle, eğer Saltanat kaldırılırsa Halifelik de kalkmışolur ki, böyle bir durum düşünülemez. Görülen şuydu: Başta Hüseyin Rauf(Orbay) Bey ve Refet (Bele) Paşa gibi, Gazi Mustafa Kemal Paşa'nınyakın arkadaşlarının bulunduğu bir grup, Halifeliğin Saltanattanayrılamayacağını ileri sürüyorlardı. Saltanatın kaldırılması hakkındakanun tasarısı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Karma Komisyonundagörüşülürken, hilafetle saltanatın ayrılamayacağı düşüncesi ilerisürüldü. İlk grubun içinde bulunanlar ise böyle bir ayrımın mümkünolduğunu belirtiyorlardı. Mustafa Kemal Paşa söz alarak, tarihsel vebilimsel açıklamalarda bulunarak, yüksek sesle şunları söyledi:"Hakimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdırdiye müzakereyle, münakaşa ile verilemez. Hakimiyet, saltanat kuvvetle,kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları zorla Türk Milletinin hakimiyetve saltanatına vaziülyed olmuşlardı (zorla el koymuşlardı). Butasallutlarını altı asırdan beri idame eylemişlerdir. Şimdi de, Türkmilleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, hakimiyet vesaltanatını isyan ederek kendi eline bilfiil almış bulunuyor. Bu biremrivakidir. Mevzubahis olan, millete saltanatını, hakimiyetinibırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. Mesele zatenemrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu behemehal olacaktır.Burada içtima edenler (toplananlar) Meclis ve herkes meseleyi tabiigörürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulüdairesinde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir."

Mustafa Kemal Paşa'nın bu çok önemli ve tarihi konuşması sonunda, KarmaKomisyon'da, görüşülen teklif hemen kabul edilmiş ve ivedilikle GenelKurulda görüşülerek, 1 Kasım 1922'de 308 Numaralı karar olarakbenimsenmiştir. Yeni Türkiye'nin yeni temellerinin de bir ifadesi olanbu karar ile, hilafet ve saltanat birbirinden ayrılmış, saltanatkaldırılmıştır. Ertesi gün, TBMM, Osmanlı veliahdı Abdülmecid Efendi'yihalife seçmiştir. Böylece, çok önemli bir gelişme sağlanmıştır.TBMM'nin Saltanatı kaldırma kararı, İstanbul Hükümeti tarafından dabenimsenmiştir. Hükümet istifa etmiştir. Devir ve teslim işlerinederhal başlanmıştır. Bu tutum, Saltanatın kaldırılmasının beklendiğinide gösterir. Saltanatın kaldırılma kararı üzerine, 17 Kasım 1922'deSultan Vahidettin, İngiltere himayesine sığınarak Malaya zırhlısı ileyurdu terketmiş ve Malta'ya gitmiştir. Oysa Osmanlı tarihinde hiçbirpadişahın düşmana sığınmak gibi bir tutum içine girdiği görülmemiştir.


1921 ve 1924 ANAYASALARI

20 Ocak 1921 Anayasası (Teşkilatı Esasiye Kanunu)


20 Ocak 1921'de, TBMM tarafından kabul edilen ilk Anayasa (TeşkilatıEsasiye Kanunu), TBMM'nin dokuz aylık çalışmasından ve uzungörüşmelerden sonra kabul edilmiştir. Bu Anayasa, dağılan ve yok olanOsmanlı İmparatorluğu yerine yeni bir devletin kuruluşunu hukuki yöndenbelirten ve varlığını sağlayan bir eserdir. Yeni Anayasa aynı zamandamilli egemenliği hakim kılan ve vatanın kaderine milli egemenliğintemsilcisi Büyük Millet Meclisi'nin el koymasını mümkün kılan ve onunmeşruluğunu da tanıtan, hukuki ve siyasi değeri olan bir belgedir.
20 Ocak 1921'de kabul edilen Anayasa, 23 asıl, bir de ayrı maddehalinde iki kısım olarak düzenlenmiştir. Genel esasları kapsamaktadır.Anayasanın kısa oluşu, o devrin özelliğinden ileri gelmekteydi. Sadeceolağanüstü şartları ve acil ihtiyaçları karşılamak için, kısa ve özelbir anayasa hazırlanmıştı. 20 Ocak 1921 Anayasası bir geçiş dönemianayasası olarak, Milli Mücadelenin çok dinamik olağanüstü şartlarınauymakta ve demokratik niteliğinin yanı sıra ihtilalci karakterini dekorumaktaydı. Anayasanın ruhunda ve mantığında kuvvetler birliğisistemi hakimdi. Milli iradeyi millet namına temsil eden tek yetkiliorganın, Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu belirtmektedir.Başkansız bir Cumhuriyet kuran bu Anayasa ile milli irade Meclistarafından tescil edilmekte ve yürütülmekte, böylece kuvvetler birliğiesası, kuvvetlerin şuurlu bir merkezde toplanmasını ve tek bir iradeyebağlanmasını da şart kılınmaktadır.


20 NİSAN 1924 Anayasası


20 Ocak 1921 tarihli Anayasa (Teşkilatı Esasiye Kanunu) olağanüstüdevrin, olağanüstü şartları içinde çıkarılmış dinamik bir döneminanayasası idi. Daha sonra, şartlar değişmiş, Cumhuriyet ilan olunmuş,Türk devrimi aksiyon evresinden yeniden düzenleme, reformlar evresineyönelmişti. Yeni Türkiye'nin yeni bir Anayasaya ihtiyacı vardı.TBMM'nde çalışmalar ve müzakereler sonunda, 20 Nisan 1924'te 105maddeden oluşan yeni Anayasa kabul edildi.
20 Nisan 1924'te kabul edilen yeni devletin ikinci Anayasası, MilliMücadelenin kazanılmasından ve Cumhuriyetin ilanından sonra, demokrasiilkesine değer veren bir anayasa olarak düzenlendi.
1924 Anayasası, dayandığı ilkeler bakımından, 1789 Fransızİhtilali'nden itibaren gelişen ferdiyetçi ve hürriyetçi hukuki vesiyasi ideolojiyi temsil etmekte ve aynı zamanda siyasi fikirakımlarının tarihi gelişmesinden de faydalanmaktadır. Bu Anayasahazırlanırken, 1921 tarihli Anayasanın dayandığı temel esaslardanesinlenilmiştir. Milli egemenlik, tek meclis ve kuvvetler birliği vemeclisin üstünlüğü prensipleri, 1921 Teşkilatı Esasiye Kanunu'ndanalınmış ve geliştirilmiştir.
1924 Anayasası, egemenliğin yalnızca millete ait olduğu ve ancak TBMMtarafından kullanılacağı esasına uygun olarak hazırlanmıştır.Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olması, ona bir diğer ilahiveya beşeri otorite ve makamın ortak olamayacağını kabul etmekdemektir. Bu ilkeyle egemenliğin milli niteliği 1924 Anayasasında dahabelirli bir şekilde ortaya çıkmıştır. Kayıtsız ve şartsız milletegemenliği düşüncesinden hareket eden Anayasanın siyasal sistemi,böylece devlet içinde Büyük Millet Meclisi tarafından temsil olunan;tek kuvvet, tek meclis ilkesine dayanmaktadır. 1924 Anayasası meclishükümeti ile parlamenter hükümet sistemi arasında bir köprü görevigörmüştür. 1924 Anayasası, 1921 Anayasasından daha yumuşak birkuvvetler ayrımına yer vermiştir. Milli egemenlik ve meclisin üstünlüğüsistemini geliştirmiş, Anayasa alanını daha geniş ve yaygın bir şekildedüzenlemiş, kamu özgürlüklerine geniş yer vermiştir.


ULUSLARARASI SAAT ve TAKVİMİN KABUL EDİLMESİ

Ölçülerde Değişiklikler

1 Nisan 1931 tarihinde çıkarılan 1782 Sayılı Kanunla, eski ağırlık veuzunluk ölçüleri değiştirilmiş; arşın, endaze, okka, çeki gibi hembelirli olmayan hem de bölgelere göre değişen eski ölçülerkaldırılmıştır. Medeni ölçü sayılan onlu yönteme uygun, metre vekilogram gibi uzunluk ve ağırlık ölçüleri kabul edilmiştir. Uzunluk veağırlık ölçülerinde yapılan bu değişiklikler, ülkede ağırlık ve uzunlukölçülerinde tek bir sistemin uygulanmasını sağladığı gibi uluslararasıticari ilişkilerde de yararlı olmuştur.

Takvimde Değişiklik

Ayın hareketlerine göre ayları gösteren, saat, rakam ve tatil günleri,gerek memleketin iç hayatında, gerekse dünya ile olan ilişkilerimizdebüyük güçlük çıkartıyor, çalışma hayatımızda karışıklıklara nedenoluyordu. 26 Aralık 1925 tarihinde kabul edilen kanunlarla Hicri veRumi takvim kaldırılarak yerine Miladi takvim, alaturka saat yerine deuluslararası saat kabul edildi. 20 Mayıs 1928'de de uluslararasırakamlar yasallaştı.
Hafta tatili olarak kabul edilen cuma yerine, pazar gününün resmi haftatatili günü olması ise, 1935'te çıkarılan bir kanunla sağlanmıştır.


SOYADI KANUNU



Kişinin soyadının bulunmaması toplum hayatında karışıklara nedenoluyordu. Ayrıca bu durum toplumsal ilişkiler bakımından da birek...likti. Soyadı yerine kullanılan baba adı, doğduğu memleketin adıve kullanılan lakaplar, soyadının toplumsal ilişkilerdeki rolünüoynayamıyordu.
21 Haziran 1934'te çıkarılan 2525 sayılı Soyadı Kanunu ile hervatandaşın öz adından başka bir de, soyadı taşıması zorunlu kılındı.Soyadları Türkçe olacaktı. Rütbe, memurluk, yabancı ırk ve milletadları ile ahlaka aykırı ve gülünç kelimeler soyadı olarakkullanılmayacaktı.
Soyadı kanununun kabulünden sonra 24 Kasım 1934 yılında 2258 SayılıKanunla, TBMM Türk milletinin bir şükran ifadesi olarak, Gazi MustafaKemal Paşaya Atatürk soyadını vermiştir.
1934 yılında çıkarılan diğer bir kanunla da; "Ağa, Hacı, Hafız, Hoca,Molla, Efendi, Paşa" gibi, eski toplum zümrelerini belirten unvanlarkaldırılmıştır. Aynı kanunla yurt savunmasında, Milli Mücadeledegösterilen başarılar karşılığı verilen madalyalar dışında, eski Osmanlıidarecilerinin verdiği tüm nişan ve rütbeleri taşımak dayasaklanmıştır.


SANAYİ

Milli Mücadelenin sonucunda, İstanbul, İzmir ve Adana'da hurda birdurum arz eden birkaç dokuma fabrikası ile İstanbul'da harap bir askerifabrika, ülkenin sanayi gücünü oluşturuyordu. Kalkınmak içinsanayileşmek bir zorunluluktu. Sanayi kuruluşlarını teşvik ve korumaamacıyla, 1927 yılında çıkarılan Teşvik-i Sanayi Kanunu, sanayinintanımını yapmakta ve sınıflara ayırmaktaydı. Her grup, kanunungetirdiği muafiyetlerden taşıdığı önem derecesinde faydalanmaktadır.Teşvik-i Sanayi Kanunundan faydalanılarak memlekette bazı sanayikuruluşları kurulmuştur. Ayrıca, 1929 yılından itibaren, yüksek gümrüktarifeleri uygulama imkanı, memleket sanayiini dışarının rekabetindenkoru... geliştirilmiştir.

Bu dönemde devlet, temel tüketim ve ara malları alanında ithal ikamesisağlamak amacıyla üç beyaz ve üç siyah projesine öncelik vermiştir. Un,şeker, pamuklu üç beyazı: kömür, demir ve akaryakıt da üç siyahı temsilediyordu. Bu temel malların yurt içinde üretilmesi ile hem döviztasarrufu sağlanacak, hem de dışa karşı bu maddeler için bağımlılıkkalmayacaktı.
Devlet bu dönemde, doğrudan sanayi yatırımlarına hemen hemen hiçiltifat etmemiş, faaliyetini daha çok insan yetişmesine, eğitime vealtyapı yatırımlarına yöneltmiş, sanayinin özel teşebbüs tarafındanyaratılabileceğini varsaymıştır. Bunun için de özel sermayeyatırımlarını teşvik edici tedbirlere başvurmuştur.
1931 yılında iktidar partisi CHP, özel sektör girişimlerinin ülkekalkınmasında yetersiz kalması sonucu, programına devletçiliği almış,hazırlık ve çalışma devresinden sonra, 1. Beş Yıllık Sanayi Planı'nı1934 yılından itibaren uygulamaya koymuştur.
Ancak, 1. Beş Yıllık Sanayi Planı'nın uygulanmasından önce, çok önemlidüzenlemeler yapmış ve yeni birtakım müesseseler kurulmuştur. 1933yılında, Devlet Sanayi Ofisi ile Türkiye Sanayi Kredi Bankasıkaldırılarak bunların yerine Sümerbank kurulmuştur. Sümerbank'ınfaaliyetlerinin ana amacı, özel sektör sanayiinin kredi ihtiyaçlarınıkarşılamak olmakla beraber, esas görevini sanayi planının uygulanmasıteşkil etmiştir. Sümerbank, aynı zamanda daha sonra kurulan diğerdevlet kuruluşlarına da örnek olmuştur.
1935 yılında yeraltı kaynaklarının araştırılması için Maden TetkikArama Enstitüsü (MTA), elektrik enerji kaynaklarının değerlendirilmesiiçin Elektrik İşleri Etüd İdaresi (EİE), maden ve elektrikişletmelerini kurmak ve işletmek amacıyla Etibank kurulmuştur.
1. Beş Yıllık Sanayi Planı'nda tekstil sanayii, kendir-kesen sanayii,demir-çelik sanayii, sömikok fabrikası, porselen-çini sanayii,sudkostik, klor, suni ipek, selüloz ve kağıt tesisleri, şeker sanayii,süngercilik ve gül sanayileri yer almıştır. Planın uygulanmasına 1934yılında başlanmış, planda öngörülen tesisler beş yıl içindetamamlanarak işletmeye açılmıştır. Yine bu devrede planda yer almayanaskeri fabrikaların modernizasyon ve genişletilmesine de devamedilmiştir. 1933-1938 yılları, Türk sanayiinin ilk ve planlı kuruluşsafhasıdır. Planlı kalkınma, teknik alanda iş gücü yaratmış ve toplumyaşantısına büyük ölçüde etki yapmıştır. Özellikle toprağın veriminiartıracak olan tekniğin tarıma uygulanmasının, bütün bir endüstrihayatının gelişmesi ile mümkün olabileceğini de ortaya koymuştur.


TÜRK ALFABESİNİN KABULÜ


1 Kasım 1928'de Latin esasından alınan harfler, (Türk dilininözelliklerini belirten işaretlere de yer vererek) "Türk harfleri"adıyla 1353 Sayılı Kanunla kabul edilmiştir. Yazı dilinde kullanılanArap harflerinin yerine Türk harflerinin alınmasını ifade eden HarfDevrimi yapılmıştır.

Arap harflerinin Türkler tarafından kullanılması, İslamiyet'inkabulünden sonra başlamış ancak bu harfler, Türk diline hiç bir zamanuyamamıştır. Türkçe, Arap harfleri ile kolay yazılıp okunamıyordu. Harfİnkılabının hedefi, okuyup yazmayı kolaylaştırmak ve yaymak, modernöğretim ve eğitimin gerçekleşmesini sağlamaktı. Harf İnkılabının ilkadımı, 20 Mayıs 1928'de 1288 sayılı kanunla, Arap rakamlarınınkullanılmasına son verilerek, uluslararası rakamların kabulü ilebaşlamıştı.
Atatürk, 9 Ağustos 1928 gecesi İstanbul'da Sarayburnu Parkı'ndadüzenlenmiş bir şenlik sırasında, Harf Devrimini halka duyurmuştur;"Arkadaşlar, güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabulediyoruz. Arkadaşlar, bizim güzel ahenkli, zengin lisanımız (dilimiz)yeni Türk harfleri ile kendini gösterecektir. Asırlardan berikafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan veanlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak mecburiyetindeyiz.Lisanımızı muhakkak anlamak istiyoruz. Bu yeni harflerle behemehal pekçabuk bir zamanda mükemmel bir surette anlaşacağız ki, Milletimizinyazısıyla kafasıyla bütün medeniyet aleminin yanında olduğunugösterecektir. Vatandaşlar, yeni Türk harflerini çabuk öğreniniz. Bütünmillete, kadına, erkeğe, köylüye, çobana, hamala, sandalcıya öğretiniz"demiştir. Harf Devrimi, büyük bir tarihi olaydır. Çünkü, sosyal,kültürel ve siyasi alanda geniş yankıları olmuştur.
1 Kasım 1928'de Latin alfabesine dayalı yeni Türk Alfabesininkabulünden sonra, 24 Kasım 1928'de yayımlanan Millet MektepleriTalimatnamesi gereğince, yurdun her köşesinde Millet Mektepleriaçılmış, halka yeni harflerle okuma yazma öğretilmiştir. Atatürk buçalışmalara "Millet Mektepleri Başöğretmeni" sıfatıyla katılmıştır.


TARİKAT, TEKKE ZAVİYE ve TÜRBELERİN KAPATILMASI

Osmanlı toplum ve eğitim hayatında önemli bir yere sahip olan tekke vezaviyeler zamanla yozlaşmış ve toplumsal alanda bölünme vegruplaşmalara sebep olmuştu. Uygar ve ileri bir millet olma amacınıgüden toplumumuz için tekke, zaviye, türbe ve tarikat gibi engellerkaldırılması zorunlu kurumlardı. Atatürk, Kastamonu'da 30 Ağustos1925'te söylediği bir nutukta türbelerin, tekkelerin ve zaviyelerinkapatılmasının ve tarikatların kaldırılmasının işaretini vermiştir;"Ölülerden medet ummak, medeni bir cemiyet için, şindir(lekedir).Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler,dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru en hakikitarikat, medeniyet tarikatıdır."

30 Kasım 1925 tarih ve 677 sayılı kanunla tekke, zaviye ve türbelerinkapatılması kabul edilmiş ve birtakım unvanların kullanılmasıyasaklanmıştır. Kanun, bütün tarikatlarla birlikte, şeyhlik, dervişlik,müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, halifelik,falcılık, büyücülük, üfürükçülük, gaipten haber vermek ve muradakavuşturmak amacıyla muskacılık gibi, eylem, unvan ve sıfatlarınkullanılmasını, bunlara ait hizmetlerin yapılmasını ve bu unvanlarlailgili elbise giyilmesini de yasaklamıştır.


ŞAPKA, KILIK ve KIYAFET DEVRİMİ


Atatürk, 23 Ağustos 1925'te Kastamonu ve İnebolu'ya yaptığıseyahatlerde şapkayı halka göstererek giysi devriminin ilk işaretiniverdi. "Biz her nokta-i nazardan medeni insan olmalıyız. Fikrimiz,zihniyetimiz, tepeden tırnağa kadar medeni olacaktır. Medeni vebeynelmilel kıyafet milletimiz için layık bir kıyafettir onugiyeceğiz." diyen Büyük Atatürk, 27 Ağustos 1925'te de İnebolu'da"Turan kıyafetini araştırıp ihya eylemeye mahal yoktur. Medeni vebeynelmilel kıyafet bizim için, çok cevherli milletimiz için layık birkıyafettir." diyerek, medeni yaşayışa uyan kıyafetin kabulügerekliliğini belirtmiştir. Atatürk'ün uyarması üzerine daha 25 Kasım1925 tarih ve 671 Sayılı Şapka Kanunu çıkmadan önce vatandaşlar şapkayıgiymiş ve bu yenilik, medeni kıyafet değişimi olarak halk arasında iyikarşılanmıştı. Bundan sonra, cüppe ve sarık giymek yasaklanmış, bukıyafetleri giyme hakkı yalnız din adamlarına tanınmıştı.


CUMHURİYET'İN İLANI

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1 Kasım 1922'de aldığı tarihi kararında,saltanata son vermiştir. Bu tarihi kararın da açık bir belirtisiolarak, 1921 Anayasası ile yeni siyasal rejime geçilmiştir. Ancak,Cumhuriyet resmen ilan edilmemiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1 Nisan 1923'te seçimlerin yenilenmesinekarar vermiş ve yeni kurulan Meclis, Lozan'da elde edilen antlaşmayıonaylamıştır. Lozan Barış Antlaşması'nın kabulü ve 6 Ekim 1923'te TürkOrdusunun İstanbul'a girmesi ile Türk vatanının bütünlüğü gerçekleşmişve böylece bir devir kapanmış ve yeni bir devir açılmıştır. Siyasalrejimin 23 Nisan 1920'den itibaren kaydettiği gelişmelere uygun devletşeklini bulmak da bir zorunluluk haline gelmiştir.
Cumhuriyet'in Kabulü 25 Ekim 1923 günü gelişen bir kabine bunalımı,Büyük Millet Meclisi'nde çalışma güçlüğünü ortaya çıkardı. 28 Ekim 1923günü akşamına kadar kabine kurulamaması üzerine, Gazi Mustafa KemalPaşa, Çankaya köşkünde yemek sırasında arkadaşlarına; "Yarın Cumhuriyetilan edeceğiz" diyerek görüşünü açıklamıştır. 29 Ekim günü Halk FırkasıMeclis Grubunda, Bakanlar Kurulunun oluşturulması konusunda tartışıldı.Sorun çözülemeyince, Gazi Mustafa Kemal Paşa'dan düşünceleriniaçıklaması istendi. Mustafa Kemal Paşa, bunalımdan çıkış yolunuAnayasanın değiştirilmesi zorunluluğu ile açıkladı. Cumhuriyetinilanını hedefleyen tasarıyı da grubun bilgisine sundu.
Grupta cereyan eden uzun müzakereler sonunda, Cumhuriyetin ilanı kabuledildi. Parti Grubu'ndan sonra, Meclis toplanarak hazırlanan kanuntasarısını aynen kabul etti. "Yaşasın Cumhuriyet" sesleri arasında gecesaat 20.30'da Cumhuriyet ilan edildi. Cumhuriyetin ilanı 1921 tarihliAnayasanın bazı maddelerinin değiştirilmesine dair 364 No.'lu Kanununkabulü ile olmuştur. Bu kanunla, Anayasanın 1, 2 , 4, 10, 11 ve 12'ncimaddeleri önemli ölçüde değiştirilmiştir. Bu önemli değişiklikler, 29Ekim günü yapılmış ve aynı gün, Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılarak, GaziMustafa Kemal Paşa oybirliğiyle yeni Türk Devletinin ilk Cumhurbaşkanıseçilmiştir.


ANKARA'NIN BAŞKENT OLUŞU


Lozan Barış Antlaşması'nın TBMM tarafından onaylanmasından sonra,İstanbul 23 Eylül 1923'ten itibaren tahliye edilmeye başlandı. 6 Ekim1923'de İstanbul'un yabancı işgal kuvvetleri tarafından boşaltılmasıtamamlandı. Yabancı işgal kuvvetlerinin İstanbul'dan ayrılması, gündemehükümet merkezi sorununu getirdi. İsmet Paşa (İnönü) hükümet üyesiolmakla beraber, Ankara'nın başkent oluşunu öngören önergeyi 9 Ekim1923'te on dört arkadaşı ile birlikte, Malatya Milletvekili olarakTBMM'ne verdi. İsmet Paşa, Ankara'nın hükümet merkezi olması konusunuacil bir sorun olarak görmekte ve Lozan'dan itibaren zihnine yerleşmişbulunduğunu ifade etmektedir. İsmet Paşa'ya göre, Ankara'nın başkentolması iç ve dış çeşitli sebeplere dayanmaktadır: "Lozan'da Batıdünyasının murahhasları, mütehassısları, diplomatları ile görüşüyorum.Bunlar İstanbul Hükümeti'ni İstanbul muhitini tanıyan insanlar ve yenidevletin o muhitin insanlarına göre kurulmasını arzu ediyorlar. Bunuher hallerinden anlıyorum. Bizim bakımımızdan meselenin dahaehemmiyetli ve değişik cepheleri var. Bir defa Boğazlar askeri bakımdantamamıyla açık, tamamıyla emniyetsiz. Bu vaziyetteyiz. LozanAntlaşması'yla elde edebildiğimiz neticeler ve tarihi şartlar biziendişeye sevk ediyor. Ayrıca Anadolu'nun ortasında bulunarak ve birAnadolu hükümeti olarak yeni devleti çalıştırmak istiyoruz".
İsmet Paşa'ya göre; Ankara'nın hükümet merkezi olması meselesinin,hilafetle bir ilgisi yoktur. Fakat, Ankara hükümet merkezi olunca,hilafet bir bakıma devletimizin dışına atılmış oluyor: "Gerçi bizhilafeti devamlı bir müessese olarak düşünmüyoruz, Fakat Ankara'nınhükümet merkezi olması ve hilafet merkezinin İstanbul'da bulunması,ondan kurtulmak için ayrıca bir temel vasıta olacaktır."
Teklif edilen Anayasa maddesi gayet kısadır: Türkiye Devletinin makarrıidaresi Ankara şehridir." Ancak teklif edilen kanun maddesiningerekçesi, Ankara'nın yeni Türkiye'nin merkezi olması gereğiniaçıklamaktadır. Gerekçe özetle, yeni Türkiye'nin varlığının, ülkeninkuvvet kaynaklarının gelişmesinin sağlanması, Anadolu'nun merkezindebaşkent tesis etmek lüzumunu açıklıyor ve coğrafi ve stratejik durum,iç ve dış güvenlik de bunu gerekli görüyordu.
13 Ekim 1923'te TBMM'de kabul edilen tek maddelik bir yasa ile Ankara,yeni devletin başkenti olmuş ve böylece devlet merkezinin İstanbulolacağı yolundaki çekişmelere son verildiği gibi, Cumhuriyetin ilanıiçin de bir adım atılmıştır. Bu, aynı zamanda Milli Mücadele'ninbaşından beri uygulanan Ankara'nın İstanbul'a hakim olacağı esasınınbir sonucu idi.

ANKARA'NIN BAŞKENT OLMASI İÇİN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI'NA VERİLEN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ TEKLİFİ
Yüksek Başkanlığa,


Lozan Antlaşması'nın tamamlayıcılarından tahliye protokolününuygulanması son bulmuş ve baştan başa yabancı işgalinden kurtulanTürkiye'nin fiilen kuruluşu tahakkuk eylemiştir. Milletimizin endeğerli beldelerinden İstanbul'umuz, İslamiyet'in hilafet merkezi olmadurumunu, İslam alemi içinde tahsisen ve hasren Türk milletinin savunmavasıtalarına emanet edilmiş olarak sonsuza kadar sürdürecektir. Diğertaraftan Türkiye Devleti'nin idare merkezi için Türkiye Büyük MilletMeclisi'nde karar vermek zamanı gelmiştir.
Bir devletin merkezini tayin için esas olacak düşünce, yeni Türkiye'ninidare merkezinin Anadolu'da ve Ankara şehrinin seçilmesini gereklikılmaktadır. Söz konusu düşünce; Antlaşma ile Boğazlar için kabuledilen hükümler, yeni Türkiye'nin varlığının esası, memleketin kuvvetkaynakları ve gelişmesini Anadolu'nun merkezinde tesis etmek gereği,coğrafi ve stratejik durumunun müsaadesi çerçevesinde iç ve dışgüvenliğin sağlanması hususunda geçmişte edinilmiş tecrübelerleözetlenebilir. Bu düşüncelerin her biri, başlı başına bir önemligerekçe sayılacak durumdadır. Devletin idare merkezinin yeni birşekilde tesis ve gelişmesine bir an önce başlamak iç ve dıştereddütlere son vermek için alttaki kanun maddesinin kabulünü arz veteklif ederiz.


Kanun maddesi : Türkiye Devleti'ninidare merkezi Ankara şehridir. 9 Ekim 1923 Malatya:İsmetİnönüÇorum:Ferit TörümküneyDiyarbakır:Zülfü TiğrelErtuğrul(Bilecik)r.Fikret OnuralpKütahya:Seyfi AydınMalatya:HilmiOytaçKastamonu:M. MahirErzurum:RüştüErzincan:SabitSivas:RahmiBursa:Necati KurtuluşBursa:Refet (Canıtez)Konya:Kazım Hüsnü Beyİstanbul:AliRıza BebeKarahisarıSahip:M. Kamil


HALİFELİĞİN KALDIRILMASI

1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılması ile, Sultan-Halife gibi, çiftegörevi olan Osmanlı hükümdarının elinden egemenlik hakları, devletyetkileri alınmıştı. Eski Osmanlı hükümdarına sadece, dini başkanlıkyetkiler tanınmıştı. Hükümet, TBMM'nin seçtiği Halife AbdülmecidEfendi'den, sadece Müslümanların Halifesi ünvanını kullanmasını,gösterişli hareketlerde bulunmamasını istemişti. Abdülmecid, halifeseçildikten sonra kendisine verilen talimata aykırı olarak, "Halife-iMüslimin" ünvanından başka sıfat ve ünvanlar taşı..., Cumhuriyethükümetinin talimatı dışına çıkmıştır.
Bazı politikacılar ise; "Hilafet aynı hükümettir, hilafetin hukuk vegörevini iptal etmek hiç kimsenin hiç bir meclisin elinde değildir"diyerek, Halife'yi, Padişah gibi yaşatmak istiyorlardı. Bu durumhalifelik kurumu hakkında bir an önce önlem alınmasını gerektiriyordu.Fakat Gazi Mustafa Kemal Paşayı halifeliğin kaldırılması için zorlayanönemli sebep, Halife mevcut oldukça Türkiye'de yapılması zorunlu olansosyal ve laik karakterdeki devrimlerin yapılamayacağı idi.
3 Mart 1924 tarihli, "Hilafetin ilgasına ve Hanedan-ı Osmaniye'ninTürkiye Cumhuriyeti memalik-i hariciyesine çıkarılmasına dair kanun"lahilafet kaldırılmıştır. Böylece, yeni Türkiye önemli bir adım dahaatmıştır. Hilafetin kaldırılmasının Türkiye'de ve dünyada genişyankıları olmuştur. Hilafetin kaldırıldığı 3 Mart 1924 günü, bir diğerkanunla da Şer'iye ve Evkaf Vekaleti (Bakanlığı) kaldırılmıştır.Şer'iye ve Evkaf Vekaleti'nin kaldırılması sonucu, bu vekalettarafından yönetilen okullar ve medreseler de kaldırılmıştır. Ayrıcaaynı gün, Erkan-ı Harbiye-i Umumiye vekaleti de kaldırıldı. Böyleceordu siyaset çatışmasının da önüne geçilmiş oldu. Tevhid-i Tedrisatkanunu da o gün kabul edilmişti.


TÜRK MEDENİ KANUNU

17 Şubat 1926'da kabul edilen Türk Medeni Kanunu ve 22 Nisan 1926'dakabul edilen Borçlar Kanunu İsviçre'den, 1 Mart 1926'da kabul edilenCeza Kanunu ise 1889 tarihli İtalyan Ceza Kanunu'ndan alınarakyürürlüğü girmiştir. Bu kanunları 1927'de yürürlüğe giren İsviçre'ninNeuchatel Kantonundan alınan Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu takipetmiş, 1929'da ise yürürlüğe giren 4 Nisan 1929 tarihli CezaMuhakemeleri Usulü Kanunu da Almanya'dan alınmıştır.

17 Şubat- 1926'da kabul edilen Medeni Kanun, Türkiye'de laik bir özelhukuk sisteminin başlangıcını teşkil etmiştir. Bu kanun ile toplumsalalanda kadın erkek eşitliği sağlanmış, kadınlara istediği mesleği seçmehakkı verilmiş, resmi nikah mecburi hale getirilmiş, tek eşle evliliksistemi benimsenmiş, kadınlara miras konusunda eşitlik ilkesigetirilmiş, boşanmalarda kadın güvence altına alınmıştır. Ayrıca Medenikanunla Patrikhanelerin din işleri dışındaki azınlık haklarını kontrolyetkisi kaldırılmıştır.


TARIMDA DEVRİM


Büyük zaferin kazanılmasından önce, Mustafa Kemal Paşa, 1 Mart 1922tarihinde TBMM'yi açış konuşmasında köylü ve tarım sorunlarınaeğilmiştir. "Türkiye'nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olanköylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, mutluluk ve servete hakkazanmış ve layık olan köylüdür." Atatürk, İzmir İktisat Kongresi'ndeyaptığı konuşmada tarımın önemi üzerinde durmuş; "Kılıç kullanan kolyorulur, fakat saban kullanan kol, her gün kuvvetlenir."değerlendirmesini yapmıştır.

Köylünün en büyük sıkıntısı, aşar veya öşür denilen mahsulünün ondabirini vergi olarak ödemesiydi. Büyük bir mali fedakarlığı göze alanhükümet, 1925 Şubatında Aşar Vergisini kaldırdı. Böylece köylü ağır vesıkıntılı bir vergi sisteminden kurtulmuş oldu.
1925'te çıkarılan başka bir kanunla Hükümet, köylüyü topraklandırmakamacı ile bedelini yirmi yılda ödemek üzere toprak dağıttı. ZiraatBankası, küçük çiftçilere kredi kolaylıkları tanımakla ve faiz haddinidüşürmekle yararlı hizmetler yaptı. Kooperatifçiliğe önem verildi.Tarım Kredi Kooperatifleri, Ziraat Okulları ve Yüksek Ziraat Enstitüsüaçıldı.
Köylüye yararlı olmak ve yardım sağlamak amacı ile tohum ıslahistasyonları, numune çiftlikleri açıldı. Traktör kullanımı teşvikedilerek, ucuz alet ve makina dağıtımı yapıldı. Atatürk çiftliklerkurarak ve modern yöntemler uygula... çiftçilere örnek oldu.







TIKLA ÜCRETSİZ ÜYE OL


LoNqInG'in imzası
Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.

Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.

Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.

Kayit Olmadan Linki Göremezsiniz. Lütfen Linki Görebilmek Için Kayit Olun.
27-04-2008 02:01 PM
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
filizimmm86
ChaTKenT SuperMOD
Super Moderators
*****




TAKIMI
Besiktas
Bilgiler
Uye No: 251
Katılım: Mar 2008
Grup: Super Moderators
Mesajlar: 3,089
Statü: Çevrimdışı
Karizma Bilgileri
Rep Ver :
Rep Puani : 16
Ruh Halim :Agresif
Açtigi Toplam Konu: 682
Mesaj: #2
Cvp: Atatürk Köşesi - Atatürk'ün Yaptığı Yenilikler

çok çok teşekkürler , laikliklik halkçılık milliyetçilik hepsini anlatan çok güsel bi konu olmuş







TIKLA ÜCRETSİZ ÜYE OL


filizimmm86'in imzası BeNsİzLiĞiM , SeNsİzLiĞiM KuTLu OlSuN...Bu SON OLSUN
27-04-2008 06:52 PM
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
iceberg8484
Super UYE
ChaTKenT Uyesi
***




TAKIMI
Besiktas
Bilgiler
Uye No: 260
Katılım: Mar 2008
Grup: ChaTKenT Uyesi
Mesajlar: 373
Statü: Çevrimdışı
Karizma Bilgileri
Rep Ver :
Rep Puani : 5
Ruh Halim :Cesaretli
Açtigi Toplam Konu: 32
Mesaj: #3
Cvp: Atatürk Köşesi - Atatürk'ün Yaptığı Yenilikler

yenilikler için cok sey borsluyuz önemli olan onları yaşatmak







TIKLA ÜCRETSİZ ÜYE OL


iceberg8484'in imzası
27-04-2008 07:07 PM
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
filizimmm86
ChaTKenT SuperMOD
Super Moderators
*****




TAKIMI
Besiktas
Bilgiler
Uye No: 251
Katılım: Mar 2008
Grup: Super Moderators
Mesajlar: 3,089
Statü: Çevrimdışı
Karizma Bilgileri
Rep Ver :
Rep Puani : 16
Ruh Halim :Agresif
Açtigi Toplam Konu: 682
Mesaj: #4
Cvp: Atatürk Köşesi - Atatürk'ün Yaptığı Yenilikler

yaşadğını sanmıyorum kanka , yaşatmaya çalışanlarıda saolsun devletimiz bastırmaya çalışıyo joplarla







TIKLA ÜCRETSİZ ÜYE OL


filizimmm86'in imzası BeNsİzLiĞiM , SeNsİzLiĞiM KuTLu OlSuN...Bu SON OLSUN
16-12-2008 07:00 AM
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
« Daha Eski | Daha Yeni »
Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 


Benzer Konular...
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  HİÇ BİLMEDİĞİNİZ ATATÜRK.. ferda_ 3 48 16-12-2008 07:05 AM
Son Mesaj: filizimmm86
  Atatürk'ün Tabutunun Açıldığı Gün [ 9 Kasım 1953 ] LoNqInG 9 83 16-12-2008 06:57 AM
Son Mesaj: filizimmm86
  ATATÜRK portresinin PC ortamında müthiş çizimi LoNqInG 5 87 12-10-2008 09:02 PM
Son Mesaj: CartOOnisT
  ATATÜRK Gençliği Böyle Olmalı FoReVeR 1 44 24-07-2008 06:48 PM
Son Mesaj: sheytan
  20.Asırda Türk Öncüsü Mustafa Kemal ATATÜRK FoReVeR 1 68 05-07-2008 03:43 PM
Son Mesaj: CyBeR


Yazdırılabilir Bir Versiyona Bak
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Abone Ol | Konuyu Favorilerine Ekle

Foruma Git: